İlkokul yıllarımın flu anılarından belki de en parlak olanı sıra arkadaşım Erkan’ın her tahtaya kalktığında orasını burasını kaşıması ve tüm sınıfın kahkahalarla gülmesiydi. Erkan’ın bizi güldürmek için mi böyle davranıyordu yoksa gerçekten mi kaşınıyordu bilemiyorum ancak şu bir gerçek ki stresli durumlarda karşı karşıya kaldığımızda derimizin verdiği kaşıntı gibi bir çok reaksiyonun birçok nedeni var.
Deri vücudumuzun en büyük organı ve en büyük organı olması nedeni ile kan dolaşımı açısından da en zengini. Böyle olunca tabidir ki vücudumuzdaki birçok reaksiyon kendisini cilt üzerinde gösterir. Örneğin kansızlık,sarılık sigara kullanımı veya çevresel zararlı gazlar gibi. Ancak ruhsal sorunlar veya kısaca stres cildimizi nasıl etkiler? İşte bu soruya hep birlikte cevap arayalım.
Psikolojik olarak stresi iki temel ayrımda incelemek mümkün. İlki akut stres dediğimiz ani olarak gelişen olaylar.İkincisi ise psikiyatrik hastalıklarının aslında temelini oluşturduğunu düşündüğüm uzun sürelerle benzer çevresel olaylara maruziyet. Tabi derinin de verdiği tepkiler stresin akut veya kronik olmasına göre değişmekte. Öncelikle akut strese isterseniz değinelim.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki akut strese verilen tepkiler doğal tepkilerdir ve bir hastalığı göstermez. Örneğin karanlıkta sokakta tek başına yürürken karşımıza pekte dost canlısı olmayan bir köpek çıktı.Bu durumda korkmak ve endişelenmek gayet doğal bir tepki. Peki vücudumuzda genel itibari ile bu esnada neler olmakta ve vücudumuzda meydana gelen bu değişiklikler cildimize nasıl yansır. Endişe ve korku sırasında öncelikle sempatik sinir sistemi denilen bir sistemi harekete geçirir. Bu sistem milyonlarca yıldır evrimleşen temel olarak vücudumuzu korumayı maksat edinen bir sistemdir. Bu sistemin aktive olmasıyla adrenalin başta olmak üzere bir dizi hormon salgılanmasına yol açar. Bu hormonların sayesinde kan basıncımız ve nabzımız artar, daha hızlı nefes alırız. Kormuş bir insanın cildinin nasıl tepki vereceğini üç aşağı beş yukarı herkes bilir. Beti benzi atar yüzü adeta kireç gibi olur. Bunun nedeni sempatik sistemin aktive olmasıyla cildimizdeki kan damarlarının büzüşüp kanı daha hayati organlara (beyin, kalp gibi) yönlendirdiği içindir. Bu evrim sürecinde vücudumuzun ortaya koyduğu bir savunma mekanizmasıdır.
Biz psikiyatristlerin en çok uğraştığı konu ve ruhsal hastalıkların bence temelini oluşturan kronik stres vücudumuzda ve dolayısı ile cildimizde ne gibi değişikliklere yol açar? Kronik strese maruziyet temel olarak iki şekilde vücudumuza zarar verir. Birincisi direk etki. Kronik stresle beraber vücudumuz bir takım saldırgan kimyasallar üretir. Bunların başında serbest oksijen radikalleri denilen kimyasal madde gelmektedir. Bu kimyasal maddenin hedefinde hücre çekirdeğinde yer alan DNA molekülleri gelmektedir. DNA hasarı tüm hücrelerimize zarar verir ancak en fazla zararı deri hücreleri görür. Bunun en büyük nedeni zaten cildimiz vücudumuzu başta zararlı güneş ışınları olmak üzere DNA hasarına yol açan pek çok zararlı etkiye maruz kalmasıdır. Bir de adeta kaleyi içten fetheden kronik stresle oluşmuş zararlı kimyasallar deri hücrelerinin DNA’ larını daha kırılgan hale gelmesine neden olacaktır. Kronik stresin ikinci etkisi ise kale duvarlarını zayıflatmaktır. Yani vücudumuzun bağışıklık sistemini baskılamasıdır. Vücudumuzun bağışıklık sistemi zayıfladı zaman cildimiz yine iki şekilde etkilenmesini bekleriz. İlki bağışıklık sistemi normal çalışırken zararı dokunmayan pek çok mikroorganizmanın hastalıklara yol açmaya başlamasıdır. Bunun en tipik örneği herpes denilen uçuk hastalığıdır. İkinci ise bir takım immünolojik deri hastalıklarına zemin hazırlamasıdır. Burada da en klasik örneği sedef hastalığıdır. Ayrıca son yıllarda yapılan bir çok çalışma çabuk yaşlanma ile kronik stres ilişkisini çok net ortaya koymaktadır.
Netice itibari ile psikolojik stres vücudumuzun bir çok organını etkilediği gibi cildimizi de etkilemekte ve adeta vücudumuzu örten elbise gibi bu etkiyi en çabuk görebileceğimiz organımız. Psikolojik tedavilerin kronik cilt rahatsızlıklarında etkili olabileceği konusunda ilk çalışmalar ortaya konsa da gelecekteki bilimsel çalışmalar bu konuya daha çok önem verecek gibi duruyor. Yaşlanmayı önleyici kozmetik maddelerden, stresi azaltarak yaşlanma önleyici (anti-aging) terapi yöntemlerine geçiş önümüzdeki yıllarda olacak gibi.
