Skip links

OTİZM ve BESLENME

Son yıllarda yapılan epidemiyolojik çalışmalar otizm sıklığının her geçen yıl arttığı konusunda bize bilgiler vermektedir. Mesleğe ilk başladığım yıllarda otizm 150 çocuktan birinde görülmekte iken bu oran 2015 yılında 68 çocukta bire kadar yükselmektedir. Bunun nedeni konusunda çocuk psikiyarti camiasında bir çok teori ortaya atılmasına karşın hala tutarlı bir etken ortaya maalesef konulamamıştır. Aslına bakılırsa daha tanımlama olarak bile henüz fikir birliğine varamadığımız ve görünüm olarak pek çok çeşidi olan  bu durumun tek bir nedeni olamayacağı da aşikar. Ancak tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi otizmin gelişiminde temel olarak genetik ve çevresel etkenlerin birlikteliği söz konusu. Ama bu çevresel etkenler ne? Bu sorunun da cevabı maalesef hiç açık değil. Ağır metallerden tarım ilaçlarına aşılardan annenin kullandığı ilaçlara kadar pek çok iddia söz konusu olmasına karşın daha henüz net cevaplar elimizde yok. Peki beslenme bu çok soru işaretli hastalığın neresinde duruyor? Yapılan çalışmalar maalesef bu soruyu yanıtlama hususunda yine yetersiz kalıyor. Beslenme sorunları bu hastalığa yol açıyor demek çok iddialı ama hiçbir önemi yok demek te bilimselliği bir kenara itmek oluyor.

Beslenmenin otizmin tedavisinde yeri var mı? Bu soru var olan bir çok soru işaretinin yanına bir yenisini eklemekten öteye gitmiyor. Pek çok çalışma bu konu ile ilgili yapılmış ve yapılmaya devam etmekte ve ne yazık ki şu ana kadar net sonuçlar pek yok. Basında ve özellikle Amerika menşeli kitaplarda pek çok özellikli diyetlerin otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, disleksi ve astım gibi hastalıkların tedavisinde çok başarılı olduğu ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Bu konuyla ilgili olan aileler ve profosyoneller bu diyetlere muhtemelen aşinadır. GAP diyeti, glütensiz-kazeinsiz diyet, oksalattan arınmış diyet, megavitamin diyeti, anti-maya diyeti gibi beslenme programları otizmde önerilmektedir. Ancak bu diyet tedavilerinin etkinliği konusunda hala kesin verilere ulaşılamamıştır. Yapılan az sayıda çalışmalar etkinlik konusunda net bilgi vermemektedir. 2014 yılında Alman bilim adamlarının yaptığı birçok çalışmanın bir araya getirilerek ortaya konan bir derleme çalışmasında glütensiz ve kazeinsiz diyetin otizmde tedavici edici etkinliğinin çok sınırlı olduğunu ortaya koymuştur. (bknz: http://functionalfoodscenter.net/files/93268102.pdf). Yine otizm konusunda uluslararası saygınlığı çok yüksek bir dergi olan Research in Autism Spectrum Disorders dergisinde bu tür diyetlerin (glütensiz-kazeinsiz) otizm tedavisinde zayıf etkili olduğunu belirtmektedir. (https://www.edb.utexas.edu/education/assets/files/ltc/gfcf_review.pdf). Bu tür diyetlerin etkinliği konusunda aslında hastalarımızdan da benzer neticeler alıyoruz. Bazı hastalarımız bu tür diyetlerden fayda görürken bazıları pek fayda görmüyor. Ama işin bir de karanlık yüzü var. Bu tür diyetler “yaza girerken 5 kilo verdiren karpuz diyeti” gibi masum değil. Uzmanlaşmamış kişiler tarafından uygulanması geri dönülmesi çok zor olan beslenme bozukluklarına neden olmaktadır.

Sonuç olarak otizm ve beslenme çok bilinmeyenli bir denklem ve yakın zamanda da sırları çözülecek gibi durmuyor. Beslenme ve psikiyatrik hastalıklar konusu ise çok daha karmaşık. Ancak kaba hatları ile şunu net olarak söyleyebiliriz. İkinci beyin gibi çalışan bağırsak sistemimiz yediklerimizden etkileniyor ve başta gelişimsel psikiyatrik hastalıklar (otizm, dikkat eksikliği, disleksi) olmak üzere bir çok psikiyatrik hastalık beslenme ile ilişkili. Örneğin Son dönemlerde yapılan çalışmalar ergenlik dönemi depresyonunda omega-3 yağ asitlerinin etkin olduğunu göstermekte. Bunun yanında bu ilişkiyi tam olarak ortaya koymaktan şu an için biraz uzağız. Unutulmamalıdır ki her çocuk gibi otizmli çocuklarımızın da sağlıklı ve kaliteli beslenmeye hakkı ve gereksinimleri var. Büyük ihtimalle bu çocuklarımız beslenme konusunda daha özenli takip edilmeli ve inanıyorum ki kısa zaman sonra otizm tedavi ekibine beslenme uzmanı da dahil olacaktır. Ancak özellikli diyetlerin tedavide yer bulabilmesi ve hangi beslenme müdahalelerinin faydalı olduğu hala muamma ve  ileri çalışmaların en önemli konusu bu ilişkinin çözümü olacaktır.